Evlilik ve İlişkilerdeki Zorluklar
Romantik ilişkiler, insan yaşamının en derin duygusal deneyimlerini sunar. Yakınlık güven, sevgi, aitlik ve destek gibi temel ihtiyaçları karşılarken, diğer yandan da bireysel farklılıklar, geçmiş yaşantılar ve yaşam stresleri nedeniyle zorlayıcı olabilir. İlişkilerde yaşanan zorluklar, zayıflığın değil, iki farklı bireyin dünyalarının, ihtiyaçlarının ve bağlanma geçmişlerinin karmaşık bir şekilde çarpışmasının doğal bir sonucudur. Önemli olan, yaşanan sorunların nasıl ele alındığı ve çiftlerin zorluklarla başa çıkma biçimidir.
Duygusal Bağlantı Kaybı
İlişkilerdeki en büyük yıkım, kavgalardan değil, “duygusal mesafeden” gelir. Partnerler, fiziksel olarak aynı ortamda olsalar bile, duygusal olarak yalıtılmış hissedebilirler. Bu durum, “güvenli bağlanmanın” sarsıldığına işaret eder.
Modern yaşam temposu, iş yükü ve sorumluluklar nedeniyle birçok çift, zamanla ilişkilerinde duygusal uzaklaşma yaşar. Fark edilmeden büyüyen bu uzaklık, sohbetlerin yüzeysel hale gelmesine, fiziksel yakınlığın azalmasına ve ilişkide “arkadaşlık” bağının zayıflamasına neden olabilir. Aslında duygusal yakınlık bir anda kaybolmaz fakat çifter günlük yaşam stresleriyle baş etmeye çalışırken birbirlerini ihmal ettiklerini ancak geç fark edebilir.
Haftalık “çift zamanı” oluşturmak, ortak aktiviteler planlamak, günlük küçük temasları artırmak (birlikte kahve içmek, gün özeti paylaşmak), gün sonunda sarılma gibi yakınlaşma ritüelleri oluşturmak (gün sonunda sarılma, sabah öpücüğü gibi), duygusal bağı yeniden güçlendirebilir.
Kaçınma Döngüsü
Partnerlerden biri, stresli veya zorlayıcı konuları açtığında, diğerinin “geri çekilmesi” (duygusal olarak kapanması, konuyu değiştirmesi veya kaçınması) yaygındır. Bu geri çekilme, açılmaya çalışan partnerin daha da ısrarcı olmasına (Kovalayıcı rolü) ve bu durumun da geri çekilen partnerin daha da uzaklaşmasına neden olur.
Doyumsuz İhtiyaçlar
Partnerler, en derin ihtiyaçlarının (onaylanma, anlaşılma, değer görme) karşılanmadığını hissettiklerinde, ilişkiyi bir kaynak olarak değil, bir yük olarak görmeye başlarlar. Bu yalnızlık hissi, zamanla küskünlüğe ve yabancılaşmaya dönüşür.
İletişim
İletişim, sağlıklı bir ilişkinin temel taşıdır. Sıklıkla duyguların bastırılması, savunmacı tutum, karşı tarafın niyetini tahmin ederek tepki verme, eleştiriyi kişiselleştirme, dinlerken hazırlık yapma (cevap düşünme) gibi hatalar yapılabilir.
İlişkilerde “eleştiri, aşağılama, savunmacılık ve duvar örme” olarak bilinen dört davranış (mahşerin dört atlısı) ilişki doyumunu en sık bozan iletişim kalıplarıdır. Bu davranışlar arttıkça çiftler birbirlerine karşı daha tepkisel hale gelir ve anlaşmazlıklar çoğalır. Duyguları “sen dili” yerine “ben dili” ile ifade etmek, suçlamadan ziyade ihtiyaçları net söylemek, dinlerken karşı tarafın duygusunu anlamaya odaklanmak, tartışmalarda mola vermeyi öğrenmek, iletişim kalitesini önemli ölçüde artırır.
Beklentinin Uyuşmaması
Çiftler çoğu zaman kendi ailelerinden, kültürlerinden, önceki deneyimlerinden getirdikleri ilişki modellerini fark etmeden birbirlerine yansıtır. Roller (kim ev işlerini yapacak?), finansal beklentiler, yakınlık ve mahremiyet düzeyi ve birlikte geçirilen zamanın miktarı gibi konularda eşlerin beklentileri farklı olabilir.
Belirsiz ya da konuşulmamış beklentiler, zamanla hayal kırıklığı yaşanmasına ve “anlaşılmıyorum” hissinin artmasına neden olur. Beklentileri açıkça konuşmak ve ilişkinin başında yapılmamış konuşmaları sonradan yapmaktan çekinmemek sorunun çözümüne katkı sağlar.
Çatışma Yönetimi
Çatışmalar, her ilişkide kaçınılmazdır. Ancak önemli olan çatışmanın kendisi değil, “çatışmanın yönetilme biçimidir”. Bazı çiftler sorunları konuşmak yerine kaçınır; bazıları ise duygular yükseldiğinde kontrolü kaybeder.
Farklı düşünce, ihtiyaç ve beklentilere sahip olmak doğaldır. Ancak bu farklılıklar “Haklılık mücadelesine” dönüştüğünde, sorun çözme yerine tartışmayı kazanmak hedeflendiğinde çatışmalar ilişkiyi zedeler. Sorunu “bizim sorunumuz” olarak ele almak, geçmişi değil mevcut sorunu konuşmak, tartışmanın içinde duyguyu fark edip ifade etmek sağlıklı çatışma yönetimini destekler.
Unutulmamalıdır ki önemli olan, sorunların görmezden gelinmemesi, duyguların açıkça ifade edilmesi ve ihtiyaçların karşılıklı olarak anlaşılmaya çalışılmasıdır. Çiftler, doğru yaklaşım ve destekle ilişkilerinde daha sağlıklı, güvenli ve doyurucu bir bağ kurabilir.
Çatışmaların Etkileri
Diğer aile üyeleri olan çocuklar çatışmalardan duygusal olarak etkilenebilirler. Bu çatışmalar ebeveynlerin iletişim şekli olduğunu düşünebilirler. Çatışmalar evde nasıl çözülüyorsa çocuklar da kendi çatışmalarını o şekilde çözebilir. Örneğin çatışma sırasında çiftler birbirlerine küsüyor, uzaklaşıyorlarsa çocuk da kaçınmayı çözüm olarak görebilir. Çiftler çatışma sırasında birbirlerini aşağılıyorlarsa çocuk da çatışmalarını büyüklenmeci tavırlarla çözmek isteyebilir.
Çatışmaların psikopatolojilerle ilişkisi
Ayrılma kaygısı:
Çatışmalar karşısında güven tehdidi hisseden çocuklarda kaygı gelişebilir, büyüyebilir. Çocuklar ev ortamının daha sağlıklı olmasını isterler. Ebeveynlerinden duygusal denge beklerler. Bu denge olduğunda kendilerini güvenli bir alanda hissederler. Eğer güvenli alanda hissetmezlerse uyku bozuklukları, anneye yapışma, okula gitmek istememe gibi davranışlar sergileyebilirler.
Davranış bozuklukları:
Evde çatışma aşağılanarak, eleştirilerek çözülüyorsa çocuklar davranış bozukluğu geliştirebilirler. Arkadaşları ile olan çatışmasını vurarak, küfür ederek, zorbalık yaparak çözmek isteyebilirler.
Akademik problemler:
Ailedeki çatışmaların yapıcı olmayan biçimlerde yönetilmesi (bağırma, küçümseme, sessiz kalma, tehdit etme gibi) çocuklarda akademik işlevselliği doğrudan ve dolaylı biçimde olumsuz etkiler. Örneğin ebeveynlerin sık ve çözümsüz tartışmalarına maruz kalan bir çocuk, ev ortamını güvensiz algılayarak dikkatini derslere vermekte zorlanabilir. Cummings ve Davies’in (1994) duygusal güvenlik kuramına dayanan çalışmalarında, aile içi çatışmaların çocuklarda kaygıyı artırdığı ve bu kaygının okul başarısını düşürdüğü gösterilmiştir. Sürekli çatışma yaşayan ailelerde büyüyen çocuklar, zihinsel enerjilerinin önemli bir kısmını çevresel tehditleri izlemeye harcadıkları için akademik görevlerde odaklanma problemi yaşayabilir. Örneğin anne ve babanın ders çalışma saatlerinde yüksek sesle tartıştığı bir evde, çocuğun ödevlerini tamamlaması ya da sınavlara hazırlanması güçleşir. Harold ve arkadaşlarının (2007) boylamsal araştırması, yıkıcı ebeveyn çatışmalarının çocuklarda davranış sorunları ve düşük akademik performansla ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca olumsuz çatışma modelleri, çocukların problem çözme ve duygu düzenleme becerilerini zayıflatarak sınıf içi öğrenme süreçlerini de sekteye uğratır. Davies, Martin ve Cicchetti (2012), aile içi çatışmanın çocuklarda fizyolojik stres tepkilerini artırdığını ve bunun bilişsel performansı olumsuz etkilediğini belirtmektedir. Örneğin sınav öncesi evde yaşanan yoğun bir tartışma, çocuğun sınav anında bilgilerini hatırlayamamasına neden olabilir. Sonuç olarak ailedeki çatışmaların nasıl yönetildiği, yalnızca duygusal gelişimi değil, çocukların akademik başarılarını da belirleyen kritik bir çevresel faktördür.