Psikodinamik Psikoterapi Nedir?
Psikodinamik, insan davranışlarını bilinçdışı düşünceler, duygular ve geçmiş yaşantılar üzerinden açıklayan bir psikoloji yaklaşımıdır. Bu kurama göre, bazen farkında bile olmadığımız bastırılmış duygular ve çocuklukta yaşadığımız deneyimler, bugün verdiğimiz tepkileri ve ilişkilerimizi etkileyebilir. Yani kişi nedenini tam olarak anlayamadığı bir şekilde kaygı, öfke ya da üzüntü hissediyorsa, bunun kökeni çoğu zaman bilinçdışında saklı olabilir. Psikodinamik yaklaşım, bu gizli süreçleri fark ederek kişinin kendini daha iyi anlamasına yardımcı olmayı amaçlar.
Hangi Durumlarda Etkilidir?
Psikodinamik terapi, kişinin davranışlarını, düşüncelerini ve duygularını derinlemesine anlamayı amaçlayan bir yaklaşım olarak kullanılır. Özellikle kaygı, depresyon, özgüven sorunları, öfke kontrolü zorlukları, tekrarlayan ilişki problemleri ve bazı kişilik sorunları gibi durumlarda etkilidir. Bu terapi, yalnızca semptomları hafifletmekle kalmaz; kişinin bilinçdışında saklı kalan duygularını, bastırılmış düşüncelerini ve çocukluk deneyimlerinin bugünkü yaşam üzerindeki etkilerini fark etmesine yardımcı olur. Böylece kişi, kendini daha iyi tanır, davranışlarını daha iyi anlar ve daha sağlıklı ilişkiler kurabilir. Araştırmalar, psikodinamik terapinin özellikle uzun vadede kalıcı değişim ve farkındalık sağladığını göstermektedir.
Psikodinamik Psikoterapi Araştırmaları (Depresyon, OKB, Panik Atak, Kaygı Bozukluğu)
Psikodinamik psikoterapi literatüründe depresyon, kaygı bozuklukları, panik bozukluk ve obsesif kompulsif bozukluk, semptomların ötesinde, bireyin içsel çatışmaları, erken dönem nesne ilişkileri ve duygulanım düzenleme kapasitesi üzerinden ele alınır. Depresyon üzerine yapılan çalışmalarda, özellikle Blatt’ın içe dönük (introjective) ve ilişki odaklı (anaclitic) depresyon ayrımı, psikodinamik müdahalelerin hedeflerini belirlemede temel bir çerçeve sunar; içe dönük depresyonda süperego sertliği ve değersizlik temaları aktarım içinde yoğun biçimde çalışılırken, ilişki odaklı depresyonda kayıp, terk edilme ve bağımlılık çatışmaları ön plana çıkar. Kaygı bozukluklarına ilişkin psikodinamik araştırmalar, kaygının bastırılmış dürtülerin ya da kabul edilemeyen duygulanımların bilince yaklaşmasıyla ortaya çıkan bir sinyal işlevi gördüğünü vurgular; örneğin sosyal kaygı üzerine yapılan klinik süreç analizlerinde, utanç ve saldırganlık duygularının bastırılmasıyla kaygının arttığı ve terapide bu duyguların söze dökülmesiyle semptom şiddetinin azaldığı gösterilmiştir. Panik bozukluk çalışmalarında ise, panik atağın sıklıkla erken bağlanma ilişkilerinde yaşanan ayrışma-bireyleşme kırılmalarıyla ilişkili olduğu, ani bedensel belirtilerin aslında adlandırılamamış yoğun ayrılık kaygısının somatik bir ifadesi olduğu ileri sürülür; Milrod ve arkadaşlarının psikodinamik panik terapisi üzerine yaptığı çalışmalarda, panik atakların anlamlandırılması ve aktarımda terk edilme fantazilerinin çalışılmasıyla atak sıklığında belirgin düşüş gözlemlenmiştir. OKB’ye yönelik psikodinamik makalelerde ise, obsesyonların sıklıkla kabul edilemez saldırgan ya da cinsel dürtülere karşı geliştirilen düşünsel savunmalar olduğu, kompulsiyonların ise suçluluk ve kaygıyı nötralize etme işlevi gördüğü vurgulanır; örneğin kirlenme obsesyonu olan hastalarla yürütülen uzun dönemli psikodinamik çalışmalarda, erken dönemde kontrol edici ya da aşırı müdahaleci ebeveyn figürleriyle kurulan ilişkilerin, süperego katılığı ve obsesif düzen ihtiyacıyla doğrudan bağlantılı olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmaların ortak noktası, psikodinamik psikoterapinin semptomu bastırmaktan ziyade, semptomun taşıdığı bilinçdışı anlamı çözümlemeyi ve böylece daha kalıcı bir ruhsal yeniden yapılanmayı hedeflemesidir.
Bilimsel Çalışmalar
Psikodinamik psikoterapiye ilişkin bizzat araştırma örnekleri incelendiğinde, bu yaklaşımın depresyon, kaygı bozuklukları, panik bozukluk ve OKB’de semptomların altında yatan dinamikleri hedefleyerek etkili sonuçlar ürettiği görülür. Leichsenring ve Rabung’un 2008 ve 2011 yıllarında yayımlanan meta-analizlerinde, uzun dönemli psikodinamik psikoterapinin kronik depresyon ve karmaşık kaygı bozukluklarında kısa süreli terapilere kıyasla daha kalıcı iyileşme sağladığı; özellikle kişilerarası işlevsellik ve kişilik yapılanmasında anlamlı değişimler yarattığı gösterilmiştir. Depresyon alanında Blatt ve arkadaşlarının yürüttüğü ampirik çalışmalarda, içe dönük depresyonu olan bireylerde süperego sertliği ve yoğun kendilik eleştirisinin terapötik süreçte ele alınmasının semptom şiddetinde anlamlı düşüşle ilişkili olduğu bulunmuştur. Panik bozukluk özelinde Milrod ve arkadaşlarının 2007 ve 2014 yıllarında gerçekleştirdiği randomize kontrollü çalışmalarda, panik bozukluk için yapılandırılmış psikodinamik terapi protokolünün panik atak sıklığını, beklenti kaygısını ve kaçınma davranışlarını anlamlı düzeyde azalttığı; bu değişimin özellikle terapide ayrılık kaygısı, öfke ve bağımlılık çatışmalarının çalışılmasıyla bağlantılı olduğu saptanmıştır. Kaygı bozukluklarına yönelik olarak Busch, Milrod ve Singer’in süreç odaklı araştırmalarında, bastırılmış duygulanımların (özellikle öfke, utanç ve suçluluk) seans içinde fark edilip söze dökülebildiği anlarda hastaların kaygı düzeylerinde hem seans içi hem de seans sonrası belirgin düşüşler gözlemlenmiştir. OKB alanında ise randomize kontrollü çalışmaların sınırlı olmasına rağmen, Levy ve çalışma arkadaşlarının uzunlamasına psikodinamik vaka serilerinde, obsesyonların kabul edilemez dürtülere karşı geliştirilen düşünsel savunmalar olarak ele alındığı ve süperego çatışmalarının terapide çalışıldığı süreçlerde kompulsif davranışların katılığında azalma ve psikolojik esneklikte artış olduğu gösterilmiştir. Bu araştırmalar bir arada değerlendirildiğinde, psikodinamik psikoterapinin söz konusu klinik tablolarda semptomların ötesine geçerek, bu semptomları üreten bilinçdışı çatışmaları hedefleyen ve daha kalıcı bir ruhsal değişim sağlayan ampirik olarak desteklenmiş bir yaklaşım olduğu görülmektedir.
Bilişsel Davranışçı Terapi ve Psikodinamik Terapi Karşılaşması
Depresyon tedavisinde bilişsel davranışçı terapi (BDT) ile psikodinamik terapiyi karşılaştıran makaleler, her iki yaklaşımın da semptom azaltmada etkili olduğunu, ancak etki mekanizmaları ve uzun vadeli sonuçlar açısından farklılaştığını göstermektedir. DeRubeis ve arkadaşlarının yürüttüğü kontrollü çalışmalarda, BDT’nin özellikle otomatik düşünceler, bilişsel çarpıtmalar ve davranışsal kaçınma üzerinde hızlı semptom azalması sağladığı bulunmuştur. Buna karşılık, Leichsenring ve Rabung’un meta-analizlerinde psikodinamik terapinin depresyonda, özellikle kronik ve yineleyici olgularda, tedavi sonlandıktan sonra da devam eden kazanımlar sunduğu gösterilmiştir. Driessen ve arkadaşlarının 2015 tarihli randomize kontrollü çalışmasında ise kısa süreli psikodinamik terapinin, majör depresyon tanısı alan hastalarda BDT ile benzer düzeyde semptom azalması sağladığı; ancak psikodinamik terapide kişilerarası işlevsellik, duygulanım farkındalığı ve kendilik algısında daha belirgin değişimler gözlendiği rapor edilmiştir. Bu bulgular, BDT’nin depresyonda semptom odaklı ve yapılandırılmış müdahalelerle hızlı etki sağladığını, psikodinamik terapinin ise altta yatan ilişki örüntülerini ve içsel çatışmaları çalışarak daha derin ve kalıcı değişim hedeflediğini düşündürmektedir.
Panik bozukluk alanında BDT ve psikodinamik terapi karşılaştırmaları daha sınırlı olmakla birlikte, mevcut çalışmalar belirgin kuramsal farklara işaret etmektedir. Barlow ve arkadaşlarının geliştirdiği BDT temelli panik bozukluk protokollerinde, bedensel duyumların felaketleştirilmesine yönelik bilişsel yeniden yapılandırma ve maruz bırakma tekniklerinin panik atak sıklığını kısa sürede azalttığı gösterilmiştir. Buna karşılık Milrod ve arkadaşlarının psikodinamik panik terapisi üzerine yürüttüğü randomize kontrollü çalışmalarda, psikodinamik yaklaşımın panik atak sıklığını ve beklenti kaygısını anlamlı düzeyde azalttığı; bu etkinin özellikle ayrılık kaygısı, öfke ve bağımlılık çatışmalarının terapide çalışılmasıyla ilişkili olduğu bulunmuştur. Aynı çalışmalarda, psikodinamik terapinin panik belirtilerinin anlamlandırılmasını sağladığı ve hastaların bedensel belirtiler karşısında geliştirdikleri çaresizlik ve kontrol kaybı algısında daha derin bir dönüşüm yarattığı vurgulanmıştır. Bu karşılaştırmalar, BDT’nin panikte semptomu sürdüren döngüleri hedef alırken, psikodinamik terapinin panik atağı tetikleyen duygusal ve ilişkisel dinamiklere odaklandığını göstermektedir.
Kaygı bozukluklarında BDT ve psikodinamik terapi karşılaştırmaları, özellikle genelleşmiş kaygı bozukluğu ve sosyal kaygı alanında yoğunlaşmaktadır. Hofmann ve Smits’in meta-analizleri, BDT’nin kaygı bozukluklarında altın standart olarak kabul edildiğini ve kaçınma davranışları ile bilişsel çarpıtmaları azaltmada güçlü etkilere sahip olduğunu ortaya koymuştur. Buna karşılık Leichsenring ve arkadaşlarının 2009 ve 2014 yıllarında yayımlanan çalışmaları, psikodinamik terapinin sosyal kaygı bozukluğunda BDT ile benzer düzeyde semptom azalması sağladığını, ancak özellikle utanç, kendilik değeri ve kişilerarası duyarlılık alanlarında daha geniş değişimler yarattığını göstermiştir. Ayrıca Busch ve Milrod’un süreç araştırmalarında, kaygı bozukluğu olan hastaların bastırılmış öfke, suçluluk ve utanç duygularını terapötik ilişkide fark edip ifade edebildikleri ölçüde kaygı düzeylerinde anlamlı düşüşler yaşandığı gösterilmiştir. Bu bulgular, kaygı bozukluklarında BDT’nin semptomu sürdüren bilişsel ve davranışsal örüntülere odaklanırken, psikodinamik terapinin kaygının işlevini, kökenini ve duygusal anlamını ele alarak daha bütüncül bir değişim sunduğunu düşündürmektedir.
Seans Süreci Nasıl İşler
Psikodinamik terapide seans süreci, bireyin iç dünyasını keşfetmesine ve bilinçdışı süreçlerini anlamasına odaklanır. Seanslar genellikle haftada bir kez ve 45–60 dakika sürer. Terapi sırasında kişi, aklına gelen düşünceleri, duyguları ve hayalleri özgürce paylaşır; buna serbest çağrışım denir. Terapiyi yönlendiren psikolog veya terapist, kişinin anlattıklarını dikkatle dinler ve bazen söylenmeyen, örtük duygular veya davranış kalıplarına dikkat çeker.
Seanslarda ayrıca aktarım ve karşı aktarım süreçleri de önemlidir. Aktarım, kişinin terapiste geçmişteki önemli kişilerle olan duygusal deneyimlerini yansıtmasıdır. Karşı aktarım ise terapistin bu yansımaları fark etmesi ve uygun şekilde kullanmasıdır. Terapist, bu süreçleri
kullanarak kişinin bilinçdışındaki çatışmaları ve bastırılmış duyguları fark etmesine yardımcı olur.
Psikodinamik terapi, çoğu zaman yüzeydeki sorunlardan ziyade sorunların kökenine inme üzerine kuruludur. Bu nedenle, seans süreci sabır ve süreklilik gerektirir; bazı kişilerde uzun süreli bir süreç olabilir. Terapi ilerledikçe kişi, davranışlarını ve duygularını yönlendiren bilinçdışı motivasyonları fark eder, kendini daha iyi tanır ve yaşamında daha sağlıklı seçimler yapma imkânı bulur.