Disleksi Sonradan Olur Mu?
Disleksi genellikle ilkokul dönemlerinde, çocuğun dış dünyayla, kurallarla ve sembolik sistemlerle ilk karşılaştığı o erken evrede tespit edilen bir öğrenme güçlüğüdür. Bu yüzden de ileriki yaşlarda karşımıza çıktığında belirtilerini yorgunluğa, strese, yaşlanmaya veya dikkat dağınıklığına yormak; ileri yaşta karşılaşılan disleksinin tespit edilmesindeki en büyük zorluklardan birisidir.
Toplumda disleksinin sadece çocukluk çağında saptanan, salt okul sıralarına ait akademik bir sorun olduğu düşünülür. Oysa insan beyni ve ruhsallığı, yaşam boyu değişime açık, dış dünyadan aldığı darbelerle yeniden şekillenen, son derece dinamik ve kırılgan bir yapıdır. Yetişkin bir birey, hayatının belli bir evresinde yıllardır aşina olduğu kelimelerle, sayılarla veya otomatikleşmiş okuma eylemiyle aniden bir savaşın içine girdiğinde derin bir içsel karmaşa yaşar.
Kelimeler, bizim ötekiyle bağ kurduğumuz, kendimizi ifade ettiğimiz ve dünyaya tutunduğumuz en temel köprülerdir. Bu köprünün aniden sarsılması, kişinin sadece metinleri okuyamaması değil; kendi zihnine ve etrafındaki dünyaya bir anda yabancılaşması demektir. “Zihnime ne oluyor?”, “Aklımı mı yitiriyorum?” korkusu ve kişinin yıllarca güvenle taşıdığı kendi zihni üzerindeki kontrolünü kaybettiği hissi, bu tablonun psikolojik ağırlığını çok daha yorucu bir hale getirir.
Yıllardır kolaylıkla yaptığınız okuma ve yazmada aniden zorlanıyor, bu durumu utançla gizliyor ve kendi zihninize yabancılaşıyorsanız yalnız değilsiniz. Psikolojik destek süreci, bu kaybın ruhsal dünyada açtığı yarayı anlamanıza, içinizdeki o ağır yetersizlik hissini şefkatle dönüştürmenize ve kendinizi yeniden bütün hissetmenize yardımcı olabilir.
40 Yaşından Sonra Disleksi Olur Mu?
Evet, 40 yaşından veya çok daha ileri bir yaştan sonra da disleksi belirtileriyle karşılaşmak tamamen mümkündür. İnsanlar genellikle öğrenme farklılıklarının mutlaka doğuştan gelmesi ve çocuklukta fark edilmesi gerektiğini düşünür. Doğuştan gelen, yapısal olan ve zeka ile ilgisi olmayan nörogelişimsel disleksi ömür boyu sürse de; yetişkinlikte aniden karşılaşılan bu tablo tıp literatüründe “sonradan edinilmiş disleksi” (travma disleksisi) olarak adlandırılır.
Kırk yaş ve sonrası, insanın yaşamda belirli bir ustalık hissi geliştirdiği, sınırlarını bildiği, kariyerini ve ilişkilerini sağlamlaştırdığı bir dönemdir. Yetişkin bir bireyin, yıllarca ustalıkla kullandığı okuma ve yazma gibi temel iletişim becerilerinde aniden tökezlemeye başlaması, sadece nörolojik veya bilişsel bir sarsıntı değildir. Psikanalitik bir pencereden bakıldığında bu durum devasa bir narsisistik yaralanmadır. Zihnin en güvendiği aracı olan “dil” tarafından adeta ihanete uğramış gibi hissetmek, kişiyi kendi içinde çok ağır ve yaslı bir kabullenme sürecine iter. Çünkü burada sadece harfler kaybolmamakta, kişinin aşina olduğu “eski benliği” de bir nevi elinden kayıp gitmektedir.
İleriki Yaşlarda Neden Disleksi Olur?
İlerleyen yaşlarda sonradan ortaya çıkan bu durum, temelde beynin dil ve anlamlandırma merkezlerinde meydana gelen ani bir değişimin veya hasarın sonucudur. İnme (felç), kafa travmaları, tümörler veya birtakım nörolojik durumlar bu süreci tetikler. Ancak tıbbi ve organik nedenlerin yanı sıra, bu kayıpların kişinin ruhsal dünyasındaki yankısı çok daha ağırdır.
Yetişkin bir insan, zihninin eski berraklığını ve işlevselliğini kaybettiğini hissettiğinde derin ve sessiz bir yas sürecine girer. Kelimelerin dünyasında kaybolmak, aslında dış dünyayla ve ötekiyle kurulan o güvenli iletişim bağının kopması demektir. Zihin, yaşadığı bu ani işlev kaybını anlamlandırmaya çalışırken genellikle büyük bir kaygı ve yetersizlik sarmalına düşer.
Yetişkinlerde Disleksi Belirtileri Nelerdir?
Yetişkinlikte karşılaşılan bu durum, çocukluk dönemine göre çok daha sarsıcı farkındalıklarla yaşanır. Çünkü kişi “öncesini” ve “sonrasını” çok net bir şekilde kıyaslayabilir. Gündelik yaşamdaki şu ani ve zorlayıcı değişimlerde bu durumun belirtileri saklıdır:
- Geçmişte çok rahat ve akıcı yapılan okuma eyleminin aniden büyük bir zihinsel efora dönüşmesi, okurken çabuk yorulma
- Metinleri, e-postaları veya tabelaları okurken harflerin yerini karıştırma, hece atlama veya kelimeleri yanlış okuma
- Yazı yazarken kelimelerin yapısını unutma, düşünceleri kağıda dökerken yaşanan ağır tıkanıklık ve sansür hissi
- Okunan bir metnin anlamını bütünleştirmede zorlanma; cümlenin sonuna gelindiğinde başını unutma
- Özellikle stres altında, yorgunken veya kalabalık ortamlarda bu dil becerilerindeki dalgalanmaların çok daha belirgin hale gelmesi
- İfade güçlüğü yaşamaktan duyulan o yoğun utanç hissi ve bu nedenle sosyal ortamlardan, profesyonel yazışmalardan giderek kaçınma eğilimi
Yıllardır kolaylıkla yaptığınız okuma ve yazmada aniden zorlanıyor, bu durumu utançla gizliyor ve kendi zihninize yabancılaşıyorsanız yalnız değilsiniz. Psikolojik destek süreci, bu kaybın ruhsal dünyada açtığı yarayı anlamanıza, içinizdeki o ağır yetersizlik hissini şefkatle dönüştürmenize ve kendinizi yeniden bütün hissetmenize yardımcı olabilir.
Sonradan Görülen Disleksi için Ne Yapmalı?
Bu tarz ani beceri kayıpları karşısında yapılması gereken ilk ve en önemli şey, kişinin zihnine ve bedenine düşmanca davranmayı bırakmasıdır. Yetişkinler genellikle kelimelerle aralarına giren bu ani mesafe yüzünden kendilerine ağır eleştiriler yöneltir; durumu zihinsel bir zayıflık veya “aklını yitirme” belirtisi olarak etiketleyerek acımasız bir içsel mahkeme kurarlar.
Organik tıkanıklığın haritalandırılması için nörolojik bir değerlendirme fizyolojik ilk adımdır; ancak meselenin kalbi, o hasarın ruhsal dünyada açtığı derin yarayla yüzleşildiğinde atmaya başlar. Psikoterapi, tam da bu noktada kişinin o ağır yükü tek başına taşımaması adına oldukça şefkatli ve destekleyici bir eşlikçi olabilir.
Zihin, yıllardır güvendiği bir işlevselliğini aniden yitirdiğinde çok ağır, sessiz ve inkar dolu bir “yas” sürecine girebilir. Psikoterapi süreci, kişinin iç dünyasında hissettiği o devasa utancı, yetersizlik hissini ve “eksiklik” korkusunu güvenle masaya yatırmasına olanak tanır. Terapistin o yargısız, kapsayıcı eşlikçiliği sayesinde kişi kendi zihnine duyduğu öfkeyle barışabilir ve sarsılan özgüvenini yepyeni bir bütünlükle yeniden inşa etme imkanı bulabilir.
İleri Yaşlarda Ortaya Çıkan Disleksi Kendiliğinden Kaybolur Mu?
İnsan beyni ve ruhsallığı muazzam bir plastisiteye, yani esneme, iyileşme ve yeniden şekillenme becerisine sahiptir. Ancak aniden zihne sızan bu kilitlenmenin hiçbir ruhsal veya bilişsel temas olmadan, sadece zamanın akışı içinde kendiliğinden tamamen yok olmasını beklemek, kişinin iç dünyasındaki yalıtılmışlığı ve yas sürecini uzatabilir.
Bazı süreçlerde sinir sisteminin kendi kendini onarma çabası ve kişinin zihnine yönelttiği şefkatli kabulleniş sayesinde belirtiler zamanla çok daha hafif bir düzeye inebilir. Ancak zihnin ve ruhun aldığı bu tarz ani yaralar, genellikle kişinin öğrenme ve dünyayı algılama biçiminde kalıcı izler bırakma eğilimi gösterebilir.
Terapötik açıdan burada asıl amaç semptomların sihirli bir şekilde tamamen sıfırlanmasını beklemek değildir. Aksine, zihnin kendi içinde alternatif yollar bularak hayata yeniden akıcı bir şekilde katılmasına yargısız ve kapsayıcı bir eşlikçi olabilmektir.
Ne Zaman İleriki Yaşlarda Görülen Disleksi için Psikolojik Destek Alınmalı?
Dil ve iletişim, insanın toplum içindeki varoluşunun, kendini güvende hissetmesinin en temel aracıdır. Bu aracın hasar görmesi, kişide sadece bir okuma/yazma zorluğu değil; derin bir varoluşsal kriz, ağır bir özgüven zedelenmesi ve maskeli bir depresyon yaratır.
Aşağıdaki durumlar yaşanıyorsa psikolojik bir destek almak anlamlı olabilir:
- Kelimelerle girilen bu yorucu savaş yüzünden insanlarla iletişim kesiliyorsa
- İş hayatında kendini yetersiz hissedip geri çekilme yaşanıyorsa
- Yaşanan işlev kaybı kabullenilemiyor ve derin bir çökkünlük hissediliyorsa
Terapi; kaybedilen becerilerin ardından tutulan o sessiz yası çalışmak, iç dünyadaki o utanç duygusunu şefkatle dönüştürmek ve kişinin kendini “eksik” değil, “yeni bir yöntemle var olan” değerli bir birey olarak yeniden inşa etmesini sağlamak için güvenli alan sunabilir.
İleriki Yaşlarda Görülen Disleksi için Destek Alınmazsa Ne Olur?
Bu durum hem nörolojik hem de ruhsal anlamda kendi haline bırakıldığında, kişi zamanla kendi ördüğü güvenli ama daracık bir kabuğun içine hapsolur. Hata yapma korkusuyla iletişim kurmaktan, yazmaktan ve okumaktan sürekli kaçınma davranışı, bir süre sonra kişiyi ağır bir sosyal izolasyona sürükler.
Kişinin kendi kapasitesine ve zihnine olan inancı tamamen yıkılır; bitmek bilmeyen o yetersizlik, anlaşılamama ve utanma hissi kişinin tüm yaşam enerjisini adeta emer. Ruhsal ve bilişsel destek alınmadığında, zihindeki o organik tökezleme hali, devasa bir psikolojik enkaz yaratarak kişinin yaşam kalitesini ve hayata tutunma isteğini geri dönülemez şekilde zedeleyebilir.